Tüm yazılar için TIKLAYINIZ...

AHMET COŞKUN

SABRETMEK HAKETMEKTİR…

Öyle anlar yaşıyoruz ki hayatımızda insanın hani derler ya boğazına kadar geliyor siniri. Ve bütün hıncını alırcasına o an karşısında kim varsa boşaltmak istiyor içindekini. Ya da en ufak kıvımcımdan yanabilecek bir ateş gibi kıvılcım arıyor etrafında. Bulup ta patlamak için.
            Çağın hastalığı denen stres illeti de bu ve bunun gibi durumların sıkça yaşanmasına sebep olan en büyük etkenlerden. Bir yerde böyle konuşurken orada bulunan arkadaşlardan biri” Müslümana stres musallat olamaz, müslüman stresli olamaz” demişti. Sebebi nedir deyince; “Sebeb-Sonuç ilişkisinin sırrını bilmekte” diye cevaplamıştı.
            İşte bu sırra mazhar olanlar asla Allah’a (C.C.) karşı asi olmamış, bırakın asi olmaya asla sinirlenmemiş ve sabırsızlanmamıştırlar. ”Her şey olacağına varır” sözü tevekkülün ve teslimiyetin bir sloganı olduğu gibi bu söz söylenmeden önce de kişinin üzerine düşeninin yapması gerektiği önemle vurgulanmıştır.
            Yüce Allah (C.C.) Kur-an’ı Kerim’inde bize ısrarla birbirimize “Hakkı ve Sabrı” tavsiye etmemizi bildirmektedir. Yani doğruyu, doğru yolu, doğruluğu, sinirlenmemeyi, hiddetlenmemeyi, sabretmeyi tavsiye edeceğiz. Peki sabretmek neden bu kadar önemli sizce?
            Eyyup Aleyhisselam rivayetlere göre kavminin en zenginlerinden iken altmışlı yaşlarda rahatsızlanıp sekiz yıl toplumdan dışlanmış bir şekilde şehir dışında biçare bir şekilde yaşamını sürdürürken hanımı ona defalarca “Sen Allah’ın Peygamberisin, O’ndan şifa iste de seni iyileştirsin” demiş ancak o her defasında “Beni altmış sene bolluk ve bereket içinde sıhhatli bir şekilde yaşatan Rabbimden rahatsızlandım diye nasıl beni iyileştirmesini  isteyeyim?”  diyerek sabretmeyi seçmiştir.
            Kastamonu’lu doksan üç yaşındaki ağaç oyma ustası hatıralarını anlatırken ustasının yanına çırak olarak verildiğinde ustasının sekiz yıl hiçbir iş yaptırmadan sadece uzaktan yaptığı işi seyretmesine müsaade ettiğini ve bu sürenin sonunda “Sabır testini geçtin” diyerek eline aletleri almasına müsaade ettiğini söylerken insanın “Yuh” diyesi geliyor. “Biz daha anlatılanlara sabredemiyoruz, ya başımıza gelseydi?” diyoruz.
            Oysa günlük hayatımızda bu kadar uzun süreli olmasa bile bir çok şeylere bilerek veya bilmeyerek sabrediyoruz. Örneğin tandır kebap yemek için saatlerce pişmesini bekliyoruz, güveçte kuru fasulyenin pişmesi için en az üç-dört saat lazım. Çocuğun doğumundan itibaren yürüyene kadar en az 8-10 ay geçmesi gerek. Konuşabilmesi için ise 15-20 ay. Her istediğimiz hemencecik oluverse ya . Ne diye bunca zaman bekliyoruz? Beklemenin de zevki ayrı da ondan. Zevk almasını bilene tabi ki. İyi bir tandır kebap yemek için alelacele değil de adam gibi pişirilmiş olanını bulmak lazım. Bir şeyin iyi olması için sabır hamuruyla iyice yoğrularak yapılmış olması lazım. Yemeğin lezzetli olması için harlı ateşte acelece değil kısık ateşte ağır ağır pişmesi lazım. Yani iyiyi, güzeli istiyorsak beklemeyi ve sabretmeyi bilmemiz lazım.
            Konuşurken ilk ağzımıza geleni değil, ölçüp tartarak konuşmalı,
            Karşımızdakini düşmanımız değil, dostumuz olarak görmeli,
            Bir iş yapmadan önce bu anı - bu günü değil, yarını düşünmeli,
           
Söylenecek söz çok. Atalarımız “Sabrın sonu selamettir” demişler. Bu sözü hepimiz biliriz ama pek bilmediğimiz bir söz daha var ki o da şu:
           

“SABRETMEK, HAKETMEKTİR…”